Potassium Bilgi Platformu - Kurani Avrupa Turk Incili Olarak Tanidi

Potassium Bilgi Platformu

Kurani Avrupa Turk Incili Olarak Tanidi

Kuran'ı Avrupa 'Türk İncili' Olarak Tanıdı !

Avrupalıların Kuran'ı nasıl ve ne denli sağlıklı tanımış olacağını hiç merak ettiniz mi? Avrupalıların Kuran'ı doğrudan Arapça'dan ard niyet olmadan dillerinde okuması hiç kolay olmadı. İşte Avrupalıların Kuran'ı okuma macerası: Avrupalılar Kuran’ı doğrudan Arapçadan kendi dillerine çevrilmiş hali ile okuma şansını ancak 17. yüzyılda bulabildi. Kuran ilk önce Yunanca, sonra Latince, daha sonra Almanca‘ya çevrildi. David Friederich Megerlein 1772’de Kuran’ı Arapçadan Almancaya çevirdi ve ismini, “Türk İncili“ olarak değiştirdi.

İlk Kuran tercümeleri yanlışlarla doluydu! Ancak o haliyle bile bazı din adamlarını etkilemişti.  Ünlü Katolik ilahiyatçı Johann Adam Möhler 1830’da “Kuran bize değişik-özgün dini duygular, dokunaklı bir tefekkür (yaşatıyor) ve çok değişik ilahi şiirsel sanat eseri gibi karşılıyor“ yazıyordu.

 

Kuran’ın Avrupa dillerindeki meallerinin tarihi hikâyesi hayli uzun ve çarpıcı. Elimden geldiğince kapsam daraltmamaya gayret ederek özetlemeye çalışayım. Konu hayli uzun ve üzerinde bilimsel tezler yazılmaya devam edilen bakir bir alan olduğu için uzunluğu ve eksiklerim maruz görülür diye umuyorum.    

 

 

3. yüzyılın sonlarına doğru İtalya’nın Floransa kenti yakınlarında ikamet eden Dominiken Rahibi Ricoldo da Monte Croce, Arapça bilen bir misyonerdi. Uzun yıllar Ortadoğu’da yaşamıştı. Zamanın Kuran alimleriyle bilimsel tartışmalar yapmıştı.

 

 

 

 

Ricoldo, Kuran‘ı usûl ve içerik olarak İncil ile karşılaştırılıyor ve mantığında bir yere oturtamıyordu.  Olumsuz yorumlarının etkileri derin oldu ve Avrupalıların İslamiyet’e olumsuz bakışında önemli rol oynadı.

Latince kaleme aldığı� ‘Gegen das Gesetz der Sarazenen‘ yani ‘Sarezenliler’in kanunlarına karşı‘ adlı kitabında Batılılar için Kuran’ın hazmedilemeyecek kitap olduğunu savunuyordu. (Sarazenen, Akdeniz Bölgesinde yaşayan Arap asıllı Müslümanlara batıların verdiği isimdi) Ricoldo da Monte Croce, Kuran’da düzen göremediğini, her şeyin bağlantısız ve çelişkili olduğunu savunuyordu.

Ricoldo, Kuran‘ı usûl ve içerik olarak İncil ile karşılaştırılıyor ve mantığında bir yere oturtamıyordu.  Olumsuz yorumlarının etkileri derin oldu ve Avrupalıların İslamiyet’e olumsuz bakışında önemli rol oynadı.

Ricoldo’nun Kuran hakkında yazdığı kitap  büyük yankılar uyandırmasının yanı sıra 1500 senesinden itibaren çok sayıda basıldı ve Latince‘den diğer dillere de çevrildi.

Hatta ünlü reformcu Martin Luther bile, Ricoldo’nun Kuran hakkında yazdığı kitabı 1542‘de Latince’den Almanca’ya çevirenler arasında yer aldı. Luther, vaizlerine bu kitabı okumalarını özellikle tavsiye ediyor ve halka açıklamaları ricasında bulunuyordu. Amacı, Hıristiyanların İslam’a kanmamasını(!) sağlamaktı.  (O yıllarda Türk Ordularının Akdeniz Bölgesinde fırtına gibi estiğini göz ardı etmemek gerekiyor�)

İslamiyet’i kötüleyen Ricoldo yalnız değildi. Onun yazdıklarından hareketle, birçok ilahiyatçı yazar Kuran ve İncil’i karşılaştırıyordu.

Hepsi, Kuran’ın değersiz ve İncil’den kısmen kopyalarla birleştirilmiş ‘Yalan kitabı‘ olduğu inancını yayıyordu. “Kuran’ı Muhammed yazdı,” “Bilgili olmadığından çoğu içeriği yanlış anladı”, “Kuran asla Tanrısal metin olamaz‘ diyorlardı.

En çok eleştirdikleri bölüm, 4. Sure Nisa’nın 171. ayeti idi. Bu ayetteki bilgiler Hıristiyanların Teslis inançlarına uymuyor, ‘Tanrı � İsa - kutsal ruh‘ üçlemesine ters düşüyordu. Kuran’ın Zuhruf Suresi, 59. Ayetinde ise “İsa, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur” deniliyordu ki Hz. İsa’nın sadece  ‘kul’ olduğu bilgisi yıllarca Teslis’e iman etmiş din adamlarınca kabullenilemiyordu.

 

 

 

Nisa Suresi 171. Ayet

 

Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

 

 

 

Zuhruf Suresi 59. Ayet

İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.

 

 

Maide Suresi 73. Ayet

 

 

 "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.

 

Hıristiyanların Kuran’da hoşlarına gitmeyen ayetlerinden biri de Maide Suresi’nin 73. ayeti idi.

8. Yüzyılda İslam Hâkimiyeti altındaki topraklarda yaşayan ve Şamlı Yahya olarak tanınan Ortodoks ilahiyatçı Johannes von Damaskus, Kuran için “Tuhaf �gülünç kitap“ yakıştırması yapmıştı.

 

Batıda yaşayan Hıristiyanların ruhban propagandalarını aşıp Kuran’a ulaşmaları pek mümkün değildi. Kuran’a ulaşabilme ihtimalleri bile Kilise tarafından her şekilde engellenmeye çalışılıyordu.

 

 

Doğu’da yaşayan Hıristiyanların da Kuran hakkında bilgileri yok denecek kadar azdı. Halife Hazreti Ömer ile yapılan anlaşma gereği Suriye’deki pek çok şehirde yüzyıllarca Hıristiyanların çocuklarına Kuran öğretmeleri yasaklanmıştı.

 

 

İslam, Bizanslılar zamanında  “Hıristiyanlık dininin tahrip edilmiş sapık şeklinden ibaret bir tarikat’ olarak tanımlanıp, öyle algılattırıldığı için Hıristiyanlar Kuran’dan uzak duruyorlardı

 

 

 

KURAN’IN BATI DİLLERİNE İLK TERCÜMESİ

 

 

9. yüzyılda Kayser III. Michael’in emri ile Niketas von Byzanz isimli ilahiyatçı, Kuran’ Kerim’i Eski Yunan Halk Dili’ne çevirmiştir.

 

 

Bu çevrinin varlığını dini bilgilerin yer aldığı ve tarihi kitaplarda yer alan cümlelerden öğrenebiliyoruz. Çünkü çeviri metinleri tamamen kaybolmuştur.  İçeriği ile ilgili bilgiler yapılan birkaç cümlelik alıntıdan ibarettir�

 

 

Ancak, bu kadar az veriye rağmen çevirinin “Kuran’ı Kerim’in doğru anlaşılmasını amaçladığını” düşünmek şüphesiz safdillik olur.

 

 

 

KURAN’IN BATI DİLLERİNE İKİNCİ TERCÜMESİ

 

 

Kuran’ın Avrupa dillerine ikinci kez çevrilmesine 1. Haçlı Seferi’nin doğurduğu sonuçlar neden olmuştur. İspanya’da manastır başrahipliği yapan ilahiyatçı Petrus Venerabilis von Cluny Kuran’ın Latince’ye çevrilmesini sağlayan isim olmuştur.

 

“Kuran’ı silah ile değil, sözlerin gücüyle" yenmek isteyen Petrus Venerabilis von Cluny...

 

 

Cluny’nin Kuran’ı Latince’ye çevirtme amacı da tabi ki İslam’ın hayrına değildi. Başrahip Cluny’ye göre, “Kuran silah ile değil, sözlerin gücüyle’ yenilebilirdi. Bunu sağlamanın yolu ise İslam’ın temel kaidelerini bilmekten geçiyordu.

 

 

1142 yılında İspanya’da Robert von Ketton / Chester isimli İngiliz tercüman ile tanışan Petrus Venerabilis von Cluny, ondan Kuran’ı Latince’ye çevirmesini rica etti.

 

 

O dönemde Arapça yazılmış astronomi ve matematik eserlerini Batı dillerine tercüme eden Robert Ketton, Petrus Venerabilis’in ricası ile Kuran’ı Latince’ye çevirmek için kolları sıvadı. 

 

 

Robert Ketton, aslı Seferad (İspanyol Yahudi’si) olan Hıristiyan doktor Petrus Alfonso ve   Filozof, matematikçi, tercüman, astrolog, yazar Hermann von Carinthia ile birlikte bir Arabın da yardımını alarak Kuran’ı Latinceye tercüme etti. Tercüme iyi olmasa da ilkine göre nispeten başarılıydı.

 

 

Fakat tercüme’ye verilen isim amaç konusunda yeterince fikir vermeye yetiyordu: Lex Mahumet pseudoprophete. Yani Türkçe söyleyecek olursak Yalancı Peygamber Muhammed.

 

 

Robert Ketton’un Arapçadan Latinceye yaptığı hatalı Kuran çevirisi, Avrupa’daki Hıristiyanlar için 5 asrı aşkın zaman süresince Kuran ve dolayısı ile İslamiyet hakkında ‘temel bilgi kaynağı’ olmuştur.

 

 

 

HATALI KURAN TERCÜMESİ DİLDEN DİLE ÇEVİRİLDİ!

 

Robert Ketton’un Latinceye hatalarla çevirdiği Kuran tercümesi diğer dillere yapılan çevrilerin de ana kaynağı olmuştur.

 

 

Ketton’un hatalı Kuran meali, 1547‘de Latinceden İtalyancaya, 1616‘da İtalyancadan Almancaya,  1641’de Almancadan Hollandacaya çevrildi. 

 

 

1616’da Almanya’nın Nürnberg şehrinde, Protestan vaiz ve şark seyyahı Salomon Schweigger’in Almanca’ya çevirdiği (kısmi!)  Kuran tercümesi sadece 267 sayfaydı. İsmi �Alcoranus Mahumeticus, das ist: Der Türcken Alcoran, Religion und Aberglauben idi. Türkçesi ile; Türklerin Kutsal Kitabı, Muhammed’in Kuran’ı: Din ve batıl inanç! 

 

 

Theodor Arnold'un tercümesinde kullandığı Georg Sale’nin Kuran çevirisinin başsayfası...

 

Kuran Almanca’ya tamamıyla 1746’da Theodor Arnold tarafından tercüme edilmiştir.

 

 

Theodor Arnold bu tercümeyi George Sale’in İngilizce tercümesinden yararlanarak 1734 senesinde yapmıştır.

 

 

Ünlü Alman şair ve yazar Johann Wolfgang Goethe’nin ünlü West-östlichen Diwan isimli şiir kitaplarını yazarken bu Kuran tercümesinden faydalanmış olduğunu da bir genel kültür bilgisi olarak buraya kaydedelim...

 

 

 

KURAN BASIMI

 

Kuran’ın ilk matbu baskısı 1543‘de İsviçre’nin Basel kentinde olmuştur. Fakat basılan kitaplar halka sunulmamıştır. Çünkü Hıristiyan toplumunda Kuran gibi� “Zındıkların kitabı”nı  yaymak hayli öfkeli tartışmalar yaşanmasına neden olmuştur. 

 

 

Kitabın basılmasını sağlayan Zürich’li ilahiyatçı Theodor Bibliander, editör-yayımcı olarak, Hıristiyanlığın karşısında olan İslam‘ı doğru tanımak için insanların haklı olarak Kuran’a ilgi duyduğunu belirtiyordu.

 

 

Kuran’ın basılmasına karşı olanlar ise, cahillerin Kuran’ı okuduktan sonra yapabilecekleri tehlikelerle göz korkutuyorlardı.

 

 

Teslis muhalifleri sorularına cevapları Kuran’da bulacaklar ve Müslüman olabilme ihtimalleri yükselecek diye korkuluyordu...

 

 

O yıllarda Hıristiyan dünyasında Teslis inancını (yani: Tanrı � İsa - Kutsal Ruh) sarsacak tartışmalar yaşanıyordu.

 

 

Kuran’ın basılmasına karşı çıkanlar, Teslis muhaliflerinin aradıkları desteği Kuran’da bulacaklarından ve Müslüman olabilme ihtimallerinden tedirgin oluyorlardı.

 

 

Martin Luther’in izniyle Kuran’ın basılması işte bu yıllarda, böylesi tartışmalar sonrasında olmuştur.

 

 

Kuran’a talep beklenenden fazla oldu. Talep o kadar çoktu ki 7 sene sonra 2. baskısı basıldı. Bugünden bakıldığında bu çok garip görünebilir ama o asırda herkesin okuma- yazma bilmediğini ve baskıların zahmet isteyen makine ve yöntemlerle yapıldığını göz önünde bulundurmak gerekir.

 

 

 

TEFSİR DESTEKLİ İLK KURAN MEALİ

 

 

İlk Fransızca Kuran Tercümesi Paris’te 1647 senesinde  “L'Alcoran de Mahomet”, Muhammed’in Eski Kitabı adıyla gerçekleştiridi.

 

 

Uzun yıllar Levante’de konsolosluk yapan Fransız Şark Bilimci-Oryantalist André du Ryer’in Kuran tercümesi o güne kadarkilerden çok farklıydı.

 

 

Du Ryer, tercüme yaparken Müslüman âlimlerin Kuran tefsirlerinden de faydalanmıştı. Du Ryer’in kaynak olarak kullandığı eserlerden birisi: Baidawi  isimli Şirazlı Hakim'in “Vahyin Nurları ve Açıklamarın Sırları = Anwar at-tanzil wa asrar at-ta’wil”dir.

 

 

Bu yönüyle André du Ryer’in Kuran tercümesi,  Robert Ketton’un çevrisine nispeten daha sağlıklıydı. Fakat o da Kuran Tercümesi’nin önsözüne şunları yazmıştı: “Bu kitap Tanrının ve Meleklerin uzun bir raporudur. Muhammed‘in yani yalancı peygamberin hoyrat şekilde uydurmasıdır”.

 

 

 

VOLTAİRE KURAN İÇİN ŞUNLARI SÖYLEMİŞTİ

 

André du Ryer’in Kuran tercümesi Aydınlanma ve Barok döneminde geniş çapta yayılma imkânı bulmuştur. Fransızcanın o dönem Avrupa’da en itibarlı ve yaygın dil olmasının bunda katkısı büyüktü.

 

Voltaire, Kuran'ı  önce zor ve sağlıklı zihinlere dehşet verici buluyordu ama daha sonraki yıllarda onun daha karizmatik bir yapıya sahip olduğunu fark ediyordu...

 

 

Ünlü Fransız düşünür ve edebiyatçı Voltaire (François Marie Arouet) Kuran tercümesini okuduktan sonra Kral II. Friedric’e sunarken “Anlaşılması zor bir kitap, her sayfası sağlıklı bir insanın zihnine dehşet veriyor” ibaresini kullanmıştır.

 

 

Voltaire, 1753 yılına gelindiğinde, Milletlerin ahlak ve zihniyeti hakkında deneme (Versuch über die Sitten und den Geist der Nationen) adlı kitabında ise şunları söylüyordu: “Kuran Tevrat’ı veya İncil’i taklit eden bir tarih kitabı değildir. Kuran, sadece kanun kitabı da değildir. Kuran, Musa’nın 3. ve 4. Kitabına da benzemiyor, Kuran şiir veya şarkı da değildir.Kıyamet üslubunda peygamberimsi veya mecazi vizyonlu bir eser de değildir. Kuran, sayılan tüm bu özelliklerin harmanlaşmış bütünüdür.  Vaaz külliyatıdır ki içinde bazı hakikatler, geniş görüşlülük (vizyon), ilahi vahiy, dini ve dünyevi hukuk kanunları da bulunuyor“.  

 

 

 

KURAN’IN ALMANCA TERCÜMESİ TÜRK İNCİLİ DİYE SUNULDU

 

Profesör David Friederich Megerlein 1772‘de, Kuran’ı Arapça aslından Almancaya çevirmiş ve  adına “Türk İncili” demiştir. İlk sayfada ise “Yalancı Peygamber Muhammed” ibaresini kullanmıştır.

 

 

David Friederich Megerlein’in tercüme ettiği Kuran'da güya peygambere ait olduğu belirtilen bir karakalem resim de yer alıyordu...  (Yayın ilkelerimiz gereği bu resmi yayınlamıyoruz. İncil'in kapak resmi yanda... )

 

 

Kitabın üzerinde, “Türk İncili başlığını tercih ettiğim Kuran’ın Arapça Kaynağından  Tercümesi’nin, hangi  ihtiyaca cevap vereceği ve ne fayda sağlayacağına dair özel bildiri, burada  kanıtlanmıştır: David Friederich Megerlein’den, Profesör.Frankfurt am Main.von Johann Gottlieb Garbe” ibaresi bulunuyordu.

 

 

Önsözün bir yerinde Profesör Megerlein� “Kuran’ın bazı yerlerinde iyi ve öfkesiz pasajlar da yer alıyor, herkesin okuması gerekli ve yapıcılık için kullanılabilir” diye not düşmüş.

 

 

Ünlü Alman Edebiyatçı  Johann Wolfgang von Goethe, David Friederich Megerlein‘in Kuran tercümesini görünce çok kızmış ve “adi, felaket bir üretim“ yorumunu yapmıştır.

 

 

Megerlein’in Kuran tercümesine çok sinirlenen Goethe, o öfke ile Maracci’nin Latince Kuran tercümesini de düzeltmeyi de ihmal etmemiş.

 

 

Bu düzeltmeleri yaparken bazı sure ve ayetleri kenara not etmiş.

 

 

 

Mesela Bakara Suresi’nin 109. Ve 159.Ayetlerini:

 

 

109: Ehl-i kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdir.

 

 

159: İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.‘

 

 

Goethe Kuran’ı okurken, doğadaki fenomenlerin Allah’ın varlığına işaret ettiğini düşünüyor ve İslamiyet’e sempati duyuyor.

 

 

Goethe’nin kenara not aldığı ayetler gün ve haftalardan, yıldızlardan, doğadan, rüzgârdan, bulutlardan bahsediyor. Allah’ın hâkimiyetinden ve ‘değişmeyen’ kaderden de ayetleri kenara not ediyor. Özellikle insanın doğayı nasıl gözlemleyeceği, ibret alacağı ile ilgili ayetlere ilgi duyuyor.

 

 

Ankebut Suresi’nden 49. Ayeti.“Fakat o (Kur'an) kendilerine ilim verilmiş kimselerin sinelerinde parıldayan parlak ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkar eder.“ Ve Rad Suresi’nden 8.Ayeti  "Allah O bilir her dişinin neye gebe olduğunu ve rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığım; herşey O'nun katında bir ölçü iledir.“ cümlelerini de kenara not ediyor.

 

 

Çok yönlü araştırmacı ve edebiyatcı olan Goethe’nin kenara yazdığı bir ayet daha var: İbrahim Suresi 4. Ayet: "Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle herşeye galip, tam hüküm sahibidir.“ (Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için kaynak: Goethe und der Islam, Katharina Mommsen, Insel-Verlag, Frankfurt am Main ve Leipzig, 2001.).

 

 

KURAN’A UYDURMA OLAMAZ DİYEN ALMAN İLAHİYATÇI

Katolik ilahiyatçı Johann Adam Möhler, 1830’da “Dünyanın açıklanamayacak, tarif edilemeyecek en doğaüstü olayı Kuran’ın oluşmasıdır" diyordu.

Kuran Tercümesi yapan ünlü Katolik ilahiyatçı Johann Adam Möhler, 1830’da “Dünyanın açıklanamayacak, tarif edilemeyecek en doğaüstü olayı Kuran’ın oluşmasıdır. Kuran bize özgün dini duygular yaşatıyor, dokunaklı tefekkür âlemlerine götürüyor ve aynı zamanda çok değişik ilahi şiirsel sanat eseri olarak kendine hayran bırakıyor. Bu, asla uydurulmuş veya bir kitap olamaz. Muhammed’i sadece yalancı olarak görürsek bunları söyleyemeyiz. Milyonlarca insan bu kaynaktan yararlanıyor ve onun sayesinde şifa bulup, korunuyor. Onlar saygın ve terbiyeli dinsel hayat sürüyor. Onların boş bir kaynaktan yararlandıklarına inanılamaz” yazmıştır.

 

 

Möhler’in Kuran tercümesi, 1847‘de Hindistan’da İngilizce olarak basıldığı halde 100 seneyi aşkın süre rağbet görmemiştir.

 

 

II. Vatikan Konsili (Ruhaniler Meclisi)’nde Kilise, İslamiyet konusundaki görüşlerini yumuşatma eğilimine girmiştir. Hıristiyan olmayan dinlerle ilişkisi bildirgesi Nostra Aetate’de Müslümanları daha iyi anlama çabaları başlatıldığına dair ibareler bulunmaktadır. Onlar da Kuran’ın, gücü karşısında asla galip gelinemeyen manevi bir özelliğe sahip olduğunu sezmişlerdi. Kuran,  kendine özgü, kıyas kabul etmez bir olguydu.

 

 

 

KURAN’IN EN ESKİ BASKISI

 

Kuran’ın Arapça olarak en eski Avrupa baskısı tahminen 1537/38 yıllarında Avrupa’nın Venedik şehrinde yapılmıştır.

 

 

Ancak söz konusu Kuran baskılarına ait nüshalar,  hiçbir yerde bulunamamıştır. Bu baskıların papazlar tarafından yaktırıldığı söylentisi doğmuştur ama diğer rivayet daha mantıklı görünmektedir. O rivayete göre baskılar, Osmanlı Devleti için yapılmış ancak içinde yanlışlar olduğundan dolayı tamamı imha edilmiştir.

 

 

Kuran’ın Arapça olarak ikinci Avrupa baskısı 1694‘de Almanya’nın Hamburg şehrinde olmuştur.

 

 

Rus Çariçesi II. Katharina 1787’de St. Petersburg’da, ülkesinde yaşayan ve Türkçe konuşan Müslümanlar için, İslam Âlimlerinin yorumlarını da içeren Kuran nüshaları bastırmıştır. Bu nüshalar Rusya’da halen kullanılan Rusça meallerin temelini oluşturmuştur..

 

 

Baskının editörlüğünü, şark bilimlerine vakıf papaz Abraham Hinckelmann yapmıştır.  Dilbilimcilerin faydalanması için basılan bu eserde de ne yazık ki hatalar bulunmaktaydı.   
 
1698’de İtalya’nın Padua kentinde Arapça-Latince tercümeli bir Kuran baskısı daha yapıldı. Bu baskının yayıncısı Katolik Rah ip,  ilahiyatçı ve tercüman Ludovico Marracci idi. Kuran tercümesi diğerlerine nazaran daha itinayla hazırlanmıştı. Fakat Maracci de İslamiyet karşıtı fikirlerini Kuran’ın içine eklemişti. Bu nedenle bu nüsha da fazla rağbet görmedi. Maracci’nin Kuran tercümesi ilahiyatçı David Nerreter tarafından 1703 yılında Almanca’ya çevrilmiştir.

 

 

Rus Çariçesi II. Katharina 1787’de St. Petersburg’da, ülkesinde yaşayan ve Türkçe konuşan Müslümanlar için, İslam Âlimlerinin yorumlarını da içeren Kuran nüshaları bastırmıştır. Bu nüshalar Rusya’da halen kullanılan Rusça meallerin temelini oluşturmuştur.

 

 

Söz konusu Kuran nüshaları Orta Asya ve  St. Petersburg’da ve 19. yüzyılda Volga Nehri kıyısındaki Kasan Şehri’nde tekrar tekrar basıldı (1802). Rusya’da halen bu Kuran Tercümesi Rusca tercüme ile yaygındır.

 

 

İslami Devletler dışındaki en etkin Kuran basımı 1834’de Doğu Almanya’nın Leipzig şehri yakınlarındaki C. Tauchnitz’de basılmıştır. Editörlüğünü Gustav Flügel’in yaptığı bu çeviri de büyük ilgi görmüş ve tekrar tekrar basılmıştır. 

 

 

Avrupa nazarında, Arap dil ve edebiyatı sahasında saygın isimlerden Gustav Flügel baskı için Kufi tarzını tercih etmiştir.

 

 

Tercümeler batıda hayli ciddiye alınmış ve uzun yıllar boyunca bilim adamlarınca kaynak eser olarak kullanılmıştır. Ancak  99 sene sonra 1923 yılında, Gustav Flügel’in Kuran tercümesinde bazı hata ve noksanlıklar olduğu fark edilmiştir.

 

 

Aynı yıl Kahire El-Ezher’de yapılan Kuran baskısının, Kutsal kitabın bugüne dek yapılan en bilimsel, en güvenilir, en mükemmel baskısı olduğunda ittifak vardır. El-Ezher’in 1923 basımı Kuran nüshası, Halife Hz. Osman dönemindeki Kuran’ın tıpkıbasımıdır. Bu tercüme yazı şekli olarak Türkiye, İran ve Mısır’da o zamana kadar basılan Kuran yazım şekillerinden çok daha iyi olduğu kabul görmektedir.

 

 

Yaygın tüm Kuran Kuran nüshaları 1923‘de Kahire El-Ezher Üniversitesi’nin basımına göredir. Tek istisna Mağriplilerdir. Fas, Tunus ve Cezayir Medine geleneğine uygun tarzda yazım kullanmaktadır. Ancak onlarda da diğer tarz gittikçe daha yaygın hale gelmektedir.

 

 

Almanca olarak basılan ilk Kuran Tercümesi, 1938‘de, Pakistan’ın Lahor kentindeki Ahmediyye Hareketine bağlı Berlin Cami İmamı Mevlana Sadreddin tarafından gerçekleşmiştir. Metin, 1964 yılında tekrar tercüme edilmiştir.

 

 

1954 yılında Mirza Bashiruddin Mahmud Ahmad’in yaptığı tercümenin baskısı üzerinde şimdiye kadar  çok kez düzeltmeler yapılmış, en son düzeltme 1989’da olmuştur. Bu tercümenin en yeni ve düzeltilmiş basımı Köln’de Muhammad Ahmad Rassoul tarafından yapılmıştır. .

 

 

Kuran’ın Müslüman olmuş bir Alman tarafından yapılan ilk tercümesi 1996 yılında yayınlanmıştır. Ahmad von Denffer’ın Almanca Kuran meali, İslamabat ve Münih’te basılmıştır.

 

 

Müslüman olmuş ve Münih Camisi etrafında bir araya gelmiş, Fatima Grimm yönetimindeki Alman Topluluk Hareketi (Gemeinschaftsunternehmen Deutscher Muslime) 1997 yılında 5 ciltlik Almanca bir Kuran Tefsiri yayınlamışlardır.

 

 

Polonya asıllı Şark Bilimci Max Henning Leipzig’in Reclam Basımevi’nde (1901)  Kuran tercümesi yayınlanan bir başka isimdir. Bu tercüme Murad Wilfried Hofmann tarafından gözden geçirilip, düzenlenerek 1998 yılında İstanbul’da, 1999 yılında Münih’de basılmıştır.

 

 

Max Henning’in meali,  El-Ezher Üniversitesinin isteği üzerine Mısırlı Alman Dil Bilimci Mustafa Mahir tarafından tekrar gözden geçirilmiş ve bu çeviri son hali ile Kahire’de 1999 yılında basılmıştır.

 

 

Amir Zaidan’ın 2000’de Offenbach’da basılan tercümesinde birçok dini terim Almancaya çevrilmeden Arapça hali ile bırakılmıştır.

 

 

Frank Bubenheim ve Nadeem Elyas’ın imzasını taşıyan ve Kral-Fahd-Komplex’inde basılan Almanca Kuran meali vahhabi etkisindeki meal olarak ünlüdür.

 

 

Bu haberde zikredilen tüm Almanca Kuran’ı Kerim meal denemelerinin ortak özelliği, edebi sanatlara dikkat edilmeksizin yapılan metin çevirileri olmalarıdır.  Edebi dili yansıtma konusundaki en büyük gayreti Alman şark bilimci ve şair Friedrich Rückert göstermiştir.

 

 

1888 yılında Frankfurt’ta basılan mealinde Friedrich Rückert, Kuran’ın birkaç ayeti haricinde tümünü şiirsel üslupla Almanca’ya çevirmeyi denemiştir. Ama bu tarz tercümenin sıhhati Müslümanlar arasında ihtilaf konusu olmuştur.

 

 

Örneğin, Rückert  İhlas Suresini Almanca’ya şu şekilde çevirmiştir:

 

 

 

"Im Namen Allahs, des Allerbarmers, des Barmherzigen!
Sprich: Gott ist Einer,
Ein ewig reiner,
hat nicht gezeugt und ihn gezeugt hat keiner,
und nicht ihm gleich ist einer."

 

 

� Koran, Sure 112 al-Ichlas: Übersetzung von Friedrich Rückert

 

 

Dil Bilimci ve İslam İlahiyatçısı Rudolf (Rudi) Paret’in Taberi kaynağından faydalanarak hazırladığı Kuran tercümesi İslam Bilimi Fakültelerinde halen bilimsel kaynak eser olarak kullanılır.

 

 

 

Kaynak ve notlar

 

 Der Koran, Hartmut Bobzin, Eine Einführung, C.H.Beck-Verlag.2006 München.

 

 

Yazıda belirtildiği gibi, Kuran’ın Arapça esasından yabancı dillere çevirisi yüzyıllar boyunca  geciktirildiği gibi, hep hatalı tercümeler orijinal olmayan yabancı dillerden diğer dillere çevrilmiştir. Üzücü olan şey, Kuran’ın kapsamlı şekilde yorumu yabancı dillerde halen mevcut olmamasıdır. Kuran, en çok Almanlar tarafından incelenmiş, en çok tercüme çeşidi Almanlar tarafından gerçekleşmiştir.

 

 

 

El Hakiym-ul Kur’an,
Dünyada en hakiki beyan,
Kalplerimizi doyuran,
Dokunaklı tefekkür vuran,
Rahmetle bizi kucaklayan,
Yaptıklarımızı sorgulayan,
Hakikate ışık tutan,
Hayatımızı nura boğan,
Bizi huzura kavuşturan,
En hoş nağmeleri duyuran,
Her an Rasullah’ı hatırlatan,
Güzel hayaller kurduran,
Kalbimizi teselliyle yoğuran,
Sakinleştirip huzura kavuşturan,
Rabbimizle bizi konuşturan,
İnanılmaz muhabbet oluşturan;
Cennete yaklaştıran,
Sevinçle gözyaşlarına boğan,
Kabirde dost,
ahirette şefaatçi olan,
Mükemmel ötesi ilahi kitaptır KURAN�

 

(Şiir: Zehra Yavuz)

 

Almanya’da Kuran’a ilgi günden güne artmaktadır. Almanca olarak Kuran’ın edebi ve şiirsel ruhunu aksettirecek tercüme çalışmaları hazırlıktadır. Bu zamana kadar Kuran‘ın kapsamlı ve tam olarak tefsir ve yorumu hiçbir batı dilinde mevcut değildir.

 

 

Kuran Bilimleri’nde tercüme, yorum, tefsir ve meal kelimelerinin anlamları değişiktir. Ben özetlerde bu hassaslığı dikkate almadım, doğrudan Almanca’dan tercüme ettim.Kaynaklarda bu ayrıntı açıklanmıyor. Fakat müslümanların bildiği gibi "Tercüme" diye bahsedildiğinde aslında Kuran’ın tercümesinden bahsedilmiyor. Bunlar sadece basitce bir "kelime aktarmasıdır“.

 

 

 

Not: Ayet tercümeleri“ Elmalılı Hamdi Yazır’dan alıntıdır.

 

 

Almanca’dan Hartmut Bobzin’in  kitabından tercümeler bazen kelime kelime, bazen anlam itibariyledir.

 

 

Kuran hakkında yazılan Almanca bazı öne çıkan eserleri, diğer bazı önemsediğim notlarla birlikte fotogalerimizde bulabilirsiniz.



Kaynak: www.haber7.com
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=